FİZİK DÜNYASINDA YENİ GELİŞMELER

BİLİM ADAMLARI, AÇIK HAVADA KARARLI PLAZMA HALKASI OLUŞTURDULAR

Bilim adamları, açık havada kararlı plazma halkası oluşturdular

     Caltech (calıfornıa ınstıtute of technology) araştırmacıları ilk kez, açık havada dengeli bir plazma halkası oluşturabildiler. Madde dört farklı ana halde bulunurlar: katı, sıvı, gaz ve plazma. Plazmalar yüklü parçacıklardan (iyonlar ve elektronlar) oluşur, yıldırım, şimşek ve alev olarak dünyada doğal olarak veya flüoresan ampuller ve plazma tv gibi insan yapımı objelerde bulunurlar.

     Yıldırımlar ve şimşekler, hava yoluyla en az dirençli bir yol izleyerek çatallı yapılar oluştururken, insan yapımı plazmalar vakum odaları veya elektromanyetik alanlarla sınırlandırılmıştır.

21.11.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

IBM, KUANTUM HESAPLAMANIN SON AŞAMASINA GELDİĞİNİ AÇIKLADI

IBM, kuantum hesaplamanın son aşamasına geldiğini açıkladı

     IBM, Google ve diğer büyük teknoloji firmalarına karşı güçlü bir kuantum bilgisayarı kurma yarışında son aşamaya geldiğini açıkladı.

     IBM'in kuantum bilgisayar ve yapay zeka araştırma bölümü başkanlığını yürüten Dario Gil, Cuma günü yaptığı açıklamada, şirketin bilim adamlarının qubit olarak bilinen 50 kuantum bitli bir işlemci prototipi başarıyla kurup ölçtüğünü söyledi.

13.11.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

ŞEFFAF GÜNEŞ TEKNOLOJİSİ “GELECEĞİN DALGASI”

Şeffaf güneş teknolojisi “geleceğin dalgası”

     Bilim adamları, pencerelere uygulanabilen şeffaf güneş malzemeleri ile daha büyük çatı güneş üniteleri kadar güneş enerjisini toplayabiliyorlar.

     Michigan Devlet Üniversitesi'ndeki mühendislik araştırmacılarından yola çıkarak, araştırmacılar, çatıdaki ünitelerle birlikte bu kadar şeffaf güneş uygulamaları yaygın olarak kullanılmasının ABD'nin elektrik talebini neredeyse karşılayabileceğini ve fosil yakıtların kullanımını önemli ölçüde azaltabileceğini savunuyor.

31.10.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

SIFIR İNDEKSLİ BİR DALGA KILAVUZU

Sıfır indeksli bir dalga kılavuzu

     2015 yılında Harvard John A. Paulson Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Okulu (SEAS) araştırmacıları, sıfır kırma indisine sahip ilk çip (yonga) üstü bir malzeme geliştirdiler; bu, ışığın fazının sonsuza kadar uzatılabileceği anlamına geliyor. Bu malzeme, ışığı manipüle etmek için yeni bir yöntem sundu ve çok çeşitli işlevleri yerine getirmek için elektron yerine ışık kullanan entegre fotonik devreler için önemli bir adımdı.

10.10.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

ARAŞTIRMACILAR, İKİ KATMANLI GRAFENDE İLGİNÇ KUANTUM PARÇACIKLARINI GÖZLEMLİYOR

iki katmanlı grafende ilginç kuantum parçacıkları

     Kolombiya Üniversitesi Fizik Bölümü Yardımcı Doçenti Cory Dean ve Columbia Mühendisliği'nden Makine Mühendisliği Bölümü'nden James Hone tarafından yönetilen bir ekip, madde fiziğinde yoğun olarak incelenen bir anomali 'çift katmanlı grafen içinde taşınım ölçümü yoluyla kesin olarak gözlemlendi.

09.10.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

BÜYÜK ÇARPIŞMANIN İLK AÇIK ERİŞİMLİ VERİLERİ ATOM ALTI PARÇACIK MODELLERİNİ DOĞRULUYOR

CERN Açık Veri Portalı sonuçları, çarpışan yüksek enerjili protonlardan öngörülebilir kalıplar ortaya koyuyor.

     2014 Kasımında, parçacık fiziği alanında beklenmedik bir hareket olan Kompakt Muon Solenoid (CMS) deneyi hakkında, CERN Açık Veri Portalı adı verilen bir web sitesi aracılığıyla büyük miktarda veri yayımladı.

     2010 yılı boyunca kaydedilen ve işlenen veriler, CMS detektöründe yüksek enerjili protonların 300 milyon bireysel çarpışmasından elde edilen yaklaşık 29 terabayt bilgi içeriyordu. Daha önce parçacık çarpışması deneyleri hakkında hiç bu kadar çok bilgi daha önce yayınlanmamıştı.

07.10.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

YERÇEKİMSEL DALGALARININ KEŞFİ (İSPATI) NOBEL FİZİK ÖDÜLÜNÜ KAZANDIRDI

2017 nobel fizik ödülü.

     ABD ’li üç bilim adamı, yüzyıl önce Albert Einstein tarafından öne sürülen yerçekimsel dalgaların ispatı ile ilgili çalışmaları sonucu 2017 nobel fizik ödülüne layık görüldüler.

     Massachusetts Institute of Technology'den Rainer Weiss, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nden Barry Barish ve Kip Thorne 2017 yılı Nobel fizik ödülünün sahibi oldu.

03.10.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

FLİP-FLOP QUBİTS: RADİKAL YENİ KUANTUM HESAPLAMA

Flip-flop qubits: Radikal Yeni Kuantum Hesaplama

     Avustralya'nın New South Wales Üniversitesi'ndeki mühendisler, kuantal yongaların büyük ölçekli üretimini mümkün olduğu kadar ucuza - ve daha kolay - yapmayı vaat eden yeni "flip-flop qubits'leri" temel alan, kuantum bilgisayarları için radikal bir yeni yapı icat ettiler. Tasarım, UNSW tabanlı ARC Merkezi Kuantum Hesaplama ve İletişim Teknolojileri Merkezi (CQC2T) Sidney'de Program Yöneticisi Andrea Morello başkanlığındaki bir ekiple gerçekleştirildi ve yeni tasarımın imalatının günümüz teknolojisine kolayca ulaşabileceğini söyledi.

13.09.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

KUANTUM DOLAŞIKLIK, GERÇEKLİĞİN KAÇINILMAZ BİR ÖZELLİĞİ

Kuantum Dolaşıklık, gerçekliğin kaçınılmaz bir özelliği

     Yeni bir araştırmada, fizikçiler, klasik bir sınırı olan herhangi bir kuramın, yani klasik teoriyi belirli koşullar altında iyileştirerek gözlemlerini tarif edebileceği anlamına gelen herhangi bir teorinin, dolaşıklık içermesi gerektiğini matematiksel olarak kanıtlamıştır.

     Dolayısıyla, dolaşıklık klasik sezgiye karşı olduğu gerçeğine rağmen, yalnızca kuantum teorisinin değil, henüz geliştirilmemiş olanları da kapsayan klasik olmayan teorilerin kaçınılmaz bir özelliği olmalıdır.

09.09.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

GRAFEN ÜZERİNDE SIVI GİBİ AKAN ELEKTRONLAR

GRAFEN ÜZERİNDE SIVI GİBİ AKAN ELEKTRONLAR

     İletken maddeler üzerine yeni bir fizik anlayışı keşfedildi, bilim adamları elektronların grafen üzerinde alışılmadık bir davranış sergilediğini tespit etti.

     Grafen bakırdan çok daha iletken bir materyaldir. Çoğu metalde, iletkenlik kristal kusurlar ile sınırlanır ve bu da elektronların malzeme boyunca hareket ettikçe bilardo topları gibi sık sık dağılmasına neden olur. National Graphene Enstitüsü'ndeki deneylerdeki gözlemler, gelecekteki Nano-elektronik devrelerin tasarımında göz önüne alınması gereken, grafendeki elektron akışlarının kendine has davranışları hakkında temel bir anlayış sağlamıştır.

09.09.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

“CERN” YENİ BİR PARÇACIK TESPİT ETTİĞİNİ DUYURUDU

“cern” yeni bir parçacık tespit ettiğini duyurudu

     Venedik'teki EPS (Yüksek Enerji Fiziği) Konferansı'nda CERN'in Large Hadron Çarpıştırıcısı'ndaki LHCb deneyi iki charm kuark ve bir tane up kuark içeren yeni bir parçacığın gözlemlendiğini bildirdi. Baryon ailesinden bu parçacığın var olduğu mevcut teoriler tarafından biliniyordu, ancak fizikçiler yıllarca iki ağır kuarkla birlikte bu baryon’u arıyorlardı. Yeni tanımlanan parçacığın kütlesi yaklaşık 3621 MeV, ki bu da en tanıdık baryonailesinden olan ve iki kat charm kuark içeriğinden protondan neredeyse dört kat daha ağır. Bu tür bir parçacık, belirsiz bir şekilde ilk kez tespit edilmiştir.

07.07.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

X-RAY DENEYLERİ SIVI SUYUN İKİ FARKLI TÜRÜ OLDUĞUNU TESPİT ETTİLER

x-ray-deneyleri-sıvı-suyun-iki-farklı-türü-olduğunu-tespit-ettiler

     Sıvı su iki farklı biçimde olabilir - en azından çok düşük sıcaklıklarda. Bu, Stockholm Üniversitesinin başında bulunduğu uluslararası bir araştırmacılar ekibi tarafından gerçekleştirilen X-Ray ölçümlerinden elde edilen sonuçtur. Deneyler Hamburg'da DESY'de ve ABD'de Argonne Ulusal Laboratuarda gerçekleştirildi ve şimdi Ulusal Bilimler Akademisi Bildiriler Kitabı'nda (PNAS) rapor edildi.

     Anders Nilsson liderliğindeki bilimsel ekip, amorf buz üzerinde çalışıyordu. Dondurulmuş su şeklindeki bu yapı yıllardır biliniyordu. Bu formdaki su buzu günlük yaşantımızda veya doğada normal koşullar altında karşımıza çıkmaz. Buna rağmen, evrendeki su buzunun büyük kısmı amorf formunda bulunmaktadır. Dondurucudan alınan bir buz küpünde olduğu gibi katı bir kristal oluşturmak yerine, amorf buz, su moleküllerinin düzensiz dizilmesinden oluşur; sıvı suyun içyapısına daha yakındır. Amorf buz; sıvı suyun hızla soğutulmasıyla moleküllerin bir kristal kafes oluşturmak için yeterli zamana sahip olmadıklarında üretildiği gibi, aynı zamanda laboratuardaki basınç amorfizmasının yanı sıra bu olay dış uzayda da oluşur.

06.07.2017

Devamını Okumak için Tıklayınız.

100 YILLIK BİR FİZİK PROBLEMİ ÇÖZÜLDÜ

100-yıllık-bir-fizik-problemi-çözüldü

     EPFL'de, araştırmacılar temel bir yasaya meydan okuyarak, dalga kılavuzlama sistemlerinde daha önce düşünülenden daha fazla elektromanyetik enerjinin depolanabileceğini keşfettiler. Bu buluşun telekomünikasyona büyük etkileri olacaktır. Araştırmacılar “Temel Yasa” üzerinde çalışırken, rezonant ve dalga sisteminin geniş bir bant genişliği olmasına rağmen uzun süre enerji depolayabileceğine ikna oldular. Bunun yapmanın yolu, manyetik alanları kullanarak asimetrik rezonant veya dalga kılavuzlama sistemleri oluşturmaktı.

     Science'da yeni yayınlanan çalışma, önce Ottawa Üniversitesi'nden Kosmas Çakmakidis, ardından da araştırmacının şu anda doktora sonrası araştırması yapmakta olduğu Hatice Altuğ'un yürüttüğü EPFL'nin Bionanofotonik Sistem Laboratuarında yönlendirildi.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

HAREKET HALİNDEKİ ELEKTRİKLİ ARABALARIN ŞARJI HİÇ BİTMEYECEK

Hareket halindeki elektrikli arabaların şarjı hiç bitmeyecek

     Eğer elektrikli arabalar otobanda gidip gelirken yeniden şarj edilebilseydi, fiilen menzillerle ilgili endişeleri elimine eder ve maaliyetlerini düşürürdü, büyük ihtimalle elektriği araçlar için standart yakıt haline getirirdi Şu an Stanford Üniversitesi bilim insanları, hareket eden bir nesneye kablosuz elektrik göndererek bu zorluğun üstesinden geldiler. Çalışmanın sonuçları Nature dergisinin 15 Haziran sayısında yayımlandı. Elektrik mühendisi ve araştırmanın kıdemli müellifi olan Shanhui Fan "araçların kablosuz şarj edilmesinin ve cep telefonları gibi kişisel cihazların gelişimine ek olarak, yeni teknolojimiz aynı zamanda robotik bilimine de katkı sağlayabilir." Dedi. "Hâlâ elektrikli arabaların yüklenmesinde aktarılan elektriğin miktarını önemli ölçüde arttırma ihtiyacı duyuyoruz ancak mesafeyi çok daha fazla ilerletmek zorunda değiliz."

Devamını Okumak için Tıklayınız.

EİNSTEİN'IN GÖRELİLİK TEORİSİ; YİNE HAKLI ÇIKTI

Einstein'ın Görelilik Teorisi; yine haklı çıktı

     Albert Einstein, uzaktan gelen bir yıldız ışığı bir gök cisminin yakınından geçerken yerçekimi ışığı bükerek yolunu değiştirir ve mercek etkisi yaprak ışığın parlaklığını arttıracağını yani yıldızın daha parlak görüneceğini ön görmüştür. Fakat 1936 yılında Einstein Science dergisindeki bir makalede, bu fenomenin yıldızlar bir birinden çok uzak olduğu için doğrudan gözlemlenemeyeceğini söylemiştir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

LIGO ÜÇÜNCÜ KEZ YER ÇEKİM DALGALARI SAPTADI

LIGO üçüncü kez yer çekim dalgaları saptadı

     LIGO (The Laser Interferometer Gravitational-wave Observatory - Lazer Interferometre Yer çekimsel dalga Gözlemevi) uzay ve zamanda dağılan yerçekimsel dalgaları üçüncü kez tespit ederek, astronomide yeni bir çığır açtı. İlk iki algılama olayında olduğu gibi, iki karadeliğin çarpışarak daha büyük bir karadelik oluşturması sırasında ortaya çıktı.

     Birleşmenin oluşturduğu yeni karadelik, güneşimizin yaklaşık 49 katı kadar bir kütleye sahiptir. Bu, daha önce LIGO tarafından tespit edilmiş olan üçüncü karadelik, ilki 62 güneş kütlesi ve ikincisi 21 güneş kütlesinde olan karadeliklerin arasında bir kütleye sahip.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

“KARA CİSİM KUVVETİ”, UZAY-ZAMAN GEOMETRİSİNE VE TOPOLOJİSİNE BAĞLI

kara cisim kuvveti

     2013'te Avusturya'dan bir grup fizikçi "kara gövde kuvveti" adı verilen yeni ve olağan dışı bir güç bulunduğunu önermişti. Kara cisimlerin, atomlar ve moleküller gibi yakınlardaki nesneleri püskürten kara cisim radyasyonunu yayması uzun zamandan beri bilinmektedir. Fakat fizikçiler kara cisimlerin teorik olarak bu cisimler üzerinde cazip bir kuvvet uyguladıklarını gösterdi. Bu kuvveti "kara cisim kuvveti" olarak adlandırdılar ve kara cisim radyasyona göre daha güçlü olabileceğini ve (çok küçük parçacıklar için) yerçekiminden de daha güçlü olabileceğini gösterdiler.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

BİLİM ADAMLARI PRİNCE RUPERT'IN DAMLALARI HAKKINDAKİ 400 YILLIK GİZEMİNİ ÇÖZDÜLER

Bilim adamları Prince Rupert'ın damlaları hakkındaki 400 yıllık gizemini çözdüler

     Araştırmacılar nihayet 1600'lü yılların başlarından beri bilim insanlarını şaşkına çeviren bir soruyu yanıtladı: "Prince Rupert'ın damla" şeklinin kafa kısmı neden çok güçlüdür?

     17. yüzyılda Almanya'daki Prens Rupert, bu cam damlalardan bir kısmını İngiltere kralı II. Charles'a gönderdi. Bu damlaların çok ilginç özelliği bulunmaktaydı. Damla başı o kadar güçlü bir yapıya sahipti ki bir çekicin etkisine dayanabiliyorken, az bir kuvvet etkisiyle bile kırılan kırılgan kuyruk yapısı sadece kırılmakla kalmıyor tüm yapıyı tuz-buz haline getiriyordu.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

ARAŞTIRMACILAR NEGATİF KÜTLE OLUŞTURDULAR.

Araştırmacılar negatif kütle oluşturdular

     Washington Eyalet Üniversitesi (WSU) fizikçileri negatif kütlesi olan bir akışkan oluşturdu. Bu akışkana bir itme uygulandığında bildiğimiz her fiziksel objenin aksine itildiği yönde hız kazanmaz. Tersi yönde hız kazanır.

     Bu fenomen, laboratuvar koşullarında nadiren oluşturulmakta ve WSU'lu fizik ve astronomi profesörü olan Michael Forbes ve Washington Üniversitesinde yardımcı doçent olan Michael Cosbes, kozmosun daha zorlu konseptlerinden bazılarını keşfetmek için kullanılabileceğini söyledi.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

KRİSTALİN MALZEME, GÜNEŞ PİLLERİNİN VERİMLİLİĞİNİ İKİYE KATLAMAK İÇİN SİLİKONUN YERİNİ ALABİLİR

kristalin malzeme, güneş pillerinin verimliliğini ikiye katlamak için silikonun yerini alabilir

     Yeni bir malzemenin Purdue Üniversitesi ve Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuarı'ndaki araştırmacılar tarafından güneş pillerinin verimliliğini ikiye katlama kabiliyeti olduğu gösterildi.

     Konvansiyonel güneş pilleri , bilim insanları tarafından Shockley-Queisser Limiti olarak bilinen en fazla üçte bir verimlidir. Yeni materyal, hem inorganik malzemeleri (iyot ve kurşun) hem de organik bir materyali (metil-amonyum) içeren kristal yapılı bir yapıda verimliliği artırdığı için ısı enerjisini kaybetmeden ışığın enerjinin üçte ikisini taşıyabilir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

MATEMATİĞİN MİLYON DOLARLIK SORUSUNU İSPATLAMAK İÇİN YENİ BİR BAKIŞ: RİEMANN HİPOTEZİ

matematiğin milyon dolarlık sorusunu ispatlamak için yeni bir bakış: riemann hipotezi

     Araştırmacılar, Riemann zeta fonksiyonu adı verilen ünlü bir matematiksel fonksiyonun çözümlerinin matematiğin en büyük problemlerinden biri olan Riemann hipotezini çözmeyi kolaylaştıracak başka bir fonksiyonun çözümlerine karşılık geldiğini keşfettiler.

     Riemann hipotezi 1859 yılına dayanıyor olsa da, son 100 yıldır matematikçiler burada keşfedilen gibi bir operatör fonksiyonu bulmaya çalışıyorlar çünkü bu kanıtın önemli bir adımı olarak görülüyor.

     Londra'daki Brunel Üniversitesi matematiksel fizikçi Dorje Brody, “Bildiğimiz kadarıyla, açık ve belki de şaşırtıcı derecede nispeten basit bir operatörün, özdeğerleri [matris terminolojisinde 'çözümler'] tam olarak Riemann zeta fonksiyonunun nontrivial sıfırlarına karşılık geldiği ilk defa tespit edilmiştir” dedi.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

ARAŞTIRMACILAR, DNA’YI OLUŞTURAN MOLEKÜLLERİN RADYASYON HASARINDAN NASIL KORUNDUĞUNU İNCELİYORLAR

araştırmacılar, dna’yı oluşturan moleküllerin radyasyon hasarından nasıl korunduğunu inceliyorlar

     Genetik kodları hücrelerimizde taşıyan moleküller zarar görürlerse, potansiyel kopma ve mutasyonlara karşı savunmalara sahip olurlar. Örneğin, DNA ultraviyole ışığı ile vurulduğunda, Sistemdeki diğer kimyasal bağların kopmasına engel olmak için bir hidrojen atomunun çekirdeğini tek bir protonla dışarı atarak radyasyondan fazla enerji kaybedebilir.

     Bu süreç hakkında fikir sahibi olmak için araştırmacılar, Işık Bölümü'nden (SLAC) Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvarı'ndaki “Linac Coherent Light Source” (Linac Tutarlı Işık Kaynağı - LCLS) gelen X-ışınlı lazer darbelerini, ışığın enerjisinin nispeten basit bir molekül olan 2-tiyopiridonu nasıl dönüştürdüğünü araştırmak için kullandılar. Bu molekül DNA'nın yapı taşlarında da oluşan kimyasal bir dönüşüme uğrar...

Devamını Okumak için Tıklayınız.

STAR WARS’DAKİ 'SUPERLASER' ARTIK BİLİM KURGU OLMAYABİLİR

star wars’daki 'superlaser' artık bilim kurgu olmayabilir

     Macquarie Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, elmas kullanarak lazer enerjisini arttırmak için bir yöntem olduğunu kanıtladılar ve Star Wars'ın "süper lazerine" benzeyen bir lazerin artık sadece bilimkurgu filmlerinde kalmayacağını gösterdiler.

     Birden fazla lazer ışınının gücünün nişanlanan hedefe yönlendirilebilen tek bir yoğun çıktı ışınına aktarılarak Star Wars Ölüm Yıldızı bilimkurgu lazerini andıran bir konsepti ortaya koyuyor.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

IŞIK PARÇACIKLARINA YÖNELİK YENİ ARAŞTIRMALAR, KUANTUM TEORİSİNİN ANLAŞILMASINA MEYDAN OKUYOR

Işık parçacıklarına yönelik yeni araştırmalar, kuantum teorisinin anlaşılmasına meydan okuyor

     Bilim adamları, kuantum fiziğinin çalışması üzerinde önemli etkiye sahip olabilecek eşleştirilmiş hafif parçacıkların yaratılmasına katılan yeni bir mekanizma keşfettiler.

     East Anglia Üniversitesi'ndeki (UEA) araştırmacılar, fotonların temel ışık parçacıklarının çiftleri halinde oluşturulduğunda, aynı, yerine farklı konumlardan çıkabileceğini göstermiştir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

SÜPER İLETKENLER NE KADAR KÜÇÜK OLABİLİRLER?

süper iletkenler ne kadar küçük olabilirler?

     İlk kez, fizikçiler, küçük süper iletkenlerin ne kadar küçük olabileceği konusunda bir sınır koyan 1959 tarihli bir iddiayı deneysel olarak doğrulamışlardır. Nano ölçekte süperiletkenliği (veya eksikliğini) anlamak, diğer uygulamalar arasında gelecekte kuantum bilgisayarları tasarlamak için önemli olacaktır.

     1959'da fizikçi P.W. Anderson, süperiletkenliğin sadece belirli kriterleri karşılayacak kadar büyük nesnelerde var olabileceğini ileri sürdü. Yani, nesnenin süper iletken fark enerjisi, elektronik enerji düzeyi aralığından daha büyük olmalı ve bu aralık, boyut azaldığında artmaktadır. Kesme noktası (iki değerin eşit olduğu yerde), yaklaşık 100 nm3'lük bir hacme karşılık gelir. Şimdiye kadar, bu ölçekte süperiletken etkilerin gözlemlenmesindeki zorluklar nedeniyle Anderson limitini deneysel olarak test etmek mümkün olmamıştır.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

MİKROGRAVİTEDE GÖZLEMLENEN OLAĞANDIŞI SIVI DAVRANIŞI

mikrogravitede-gözlemlenen-olağandışı-sıvı-davranışı

     Normalde bir sıvı kaynama noktasının üstünde ısıtıldığında buhar halde bulunur. Fakat bilim adamları kısa bir süre önce Uluslararası Uzay İstasyonunda (ISS) yaptığı bir deneyde, sıcaklık normal maddenin kaynama noktasının 160 K üzerinde olduğunda dahi bir ısı borusunun yakınındaki buharın yoğunlaşarak sıvıya dönüştüğü gözlemlendi. Elde edilen sonuçlar, mikrogravitenin buharlaşma ve yoğuşma süreçlerini önemli derecede değiştirdiğini gösteriyor ancak bilim adamları, bu olgu için tam bir açıklama yapmıyorlar.

     “Rensselaer Politeknik Enstitüsü ve NASA Glenn Araştırma Merkezi'nden bilim adamlarından oluşan araştırma ekibi, Physical Review Letters adlı bilimsel derginin son sayısında şaşırtıcı gözlemlerle ilgili bir bildiri yayınladı.”

Devamını Okumak için Tıklayınız.

TEK BİR ANALİZDE BEŞ PARÇACIKTAN OLUŞAN YENİ BİR SİSTEMİN KEŞFEDİLDİĞİNİ AÇIKLADI

CERN BEŞ PARÇACIKTAN OLUŞAN YENİ BİR SİSTEMİN KEŞFİ

     CERN'deki LHCb deneyleri, yeni ve tamamlanmamış fizik sonuçlarının yuvasıdır. Sadece son birkaç ay içinde, işbirliği çok nadir bulunan parçacık bozunumunun ölçümünü ve madde-antimadde asimetrinin yeni bir tezahürü olduğuna dair kanıtı açıkladı.

      LHCb işbirliği, bugün (17.03.2017) yayınlanan bir makalede, tek bir analizde beş parçacıktan oluşan yeni bir sistemin keşfedildiğini açıkladı. Bu keşfin en önemli kısmı, beş yeni halin tek seferde gözlemlenmesinin oldukça benzersiz bir olay olmasıdır.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

KUANTUM KISAYOLLARI TERMODİNAMİĞİN YASALARINI ATLAYAMAZ...

kuantum kısayolları termodinamiğin yasalarını atlayamaz

     Son yıllarda, fizikçiler kuantum sistemlerinin çalışmasını hızlandıran kuantum kısayolları geliştirdiler. Şaşırtıcı bir şekilde, bu kısa yollardan bazıları teorik olarak ekstra enerji kullanmadan sistemlerin neredeyse anında çalışmasını mümkün kılar; ancak bu durum termodinamiğin ikinci yasasının açıkça ihlalidir. Fizikçiler bir şeylerin yanlış olduğunu bilseler de, şu ana kadar bu çıkmaza verilen çözümler belirsizliğini korumaktadır.

     Şimdi yeni bir araştırmada, fizikçiler, kuantum kısa yollarını hız ve maliyet arasında bir hesaplamaya tabi tuttular. Bunun sonucunda kuantum sistemleri ne kadar hızlanırsa kısa yolun uygulanmasıyla ilgili enerji maliyetinin de o kadar yüksek olduğunu gösterdi. Termodinamik yasalarına göre sonsuz hız için sonsuz miktarda enerji gerekir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

BUGÜNKÜ BİLGİSAYARLARDAN 100.000 KAT DAHA HIZLI BİLGİSAYARLAR...

100.000 KAT DAHA HIZLI BİLGİSAYARLAR

     Uluslararası bir ekip tarafından yapılan çalışmada son derece kısa, konfigüre edilebilir "femtosecond" ışık darbeleri, gelecekteki bilgisayarların bugünkü elektronikten 100.000 kat daha hızlı çalışmasını sağlayabilir.

     Michigan Üniversitesi mühendis araştırmacıları, lazer darbeleri içindeki tepeleri kontrol edebileceklerini ve ayrıca ışığı bükebileceklerini açıkladı.

     Metod, elektronları elektrik akımlarına göre daha hızlı ve daha verimli bir şekilde ve kuantum hali üzerinde güvenilir etkilerle hareket ettirir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

FİZİKÇİLER, KUANTUM MAKİNE ÖĞRENİMİNİ SONSUZ BOYUTLARA TAŞIYOR

KUANTUM MAKİNE ÖĞRENİMİNİ SONSUZ BOYUTLARA TAŞIYOR

     Fizikçiler tipik olarak kullanılan ayrık değişkenler yerine sürekli değişkenlerle çalışan, sonsuz boyutları işleyebilen bir kuantum makine öğrenme algoritması geliştirdiler.

     Fizikçiler tarafından açıklandığı üzere, kuantum makine öğrenimi, kuantum bilgisinin alanı içinde, kuantum bilgisayar işleminin hızını, makine öğrenimi tarafından sunulan öğrenme ve uyarlama kabiliyetini birleştiren yeni bir alt alandır.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

PROTONLARIN YAPISINA İLİŞKİN GİZEMİN ÇÖZÜMÜNE BİR ADIM DAHA YAKLAŞILDI

PROTONLARIN YAPISINA İLİŞKİN GİZEMİN ÇÖZÜMÜNE BİR ADIM DAHA YAKLAŞILDI

     MIT'li araştırmacılar tarafından yürütülen yedi yıllık deney sayesinde, protonların yapısına ilişkin gizem, çözülmeye bir adım daha yaklaştılar.

     Yıllarca araştırmacılar, elektronlarla bombardıman ederek ve farklı açılardaki dağınık elektronların yoğunluğunu inceleyerek, protonların yapısını (pozitif yüklü atom altı parçacıklar) araştırdılar.

     Böylece, protonun elektrik yükü ve mıknatıslanmasının nasıl dağıldığını belirlemeye çalışmışlardır. Bu deneyler, daha önce araştırmacıların elektrik ve manyetik yük dağılımlarının aynı olduğunu ve protonlar elektron bombardımanıyla etkileşime girdiği zaman bir fotonun değiştirildiğini varsaymaya yöneltti.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

KATI MADDELERİN ÖZELLİKLERİNİ “SUPERSOLİD’LE” BİRLEŞTİREN YENİ BİR MADDE FORMU

KATI MADDELERİN ÖZELLİKLERİNİ “SUPERSOLİD’LE” BİRLEŞTİREN YENİ BİR MADDE FORMU

     MIT fizikçileri, katı maddelerin özelliklerini “supersolid’le” birleştiren yeni bir madde formu oluşturdular. Ekip, bir Bose-Einstein kondensatı olarak bilinen bir süper-akışkan gazın manipüle edilmesi için lazerler kullanarak kondensatı katı bir yapıya sahip ve viskozite olmadan akabilen, süper akışkan bir ana özelliğe sahip bir maddenin kuantum fazı haline getirmeyi başardı. Maddenin bu çelişkili safhasına ilişkin çalışmalar, süper iletken mıknatıslar ve sensörler gibi teknolojilerdeki gelişmelerin yanı sıra verimli enerji taşınması için önemli olan süper akışkanlar ve süper iletkenler hakkında daha derin bilgiler sağlayabilir.

     Ekip lideri Wolfgang Ketterle ile MIT Fizik Profesörü John D. MacArthur "Süper akışkanlığı ve sağlamlığı bir araya getiren malzeme bulunduğunu düşünmek çok da şaşırtıcı değil" diyor. "Kahve süper akışkan olsaydı ve karıştırdıysanız, sonsuza dek dönmeye devam edecekti."

Devamını Okumak için Tıklayınız.

“ZAMAN KRİSTALLERİ” BİLİM ADAMLARI MADDENİN YENİ BİR HALİNİ NASIL YARATTILAR

zaman kristalleri

     Teorik fizikte Einstein'ın yerçekimi dalgaları ya da Higgs 'boson'u gibi en derin tahminlerin bazılarını, deneylerle kanıtlamak için on yıllar aldı. Ancak, şimdi ve sonra, bir tahmin şaşırtıcı bir şekilde kısa sürede kurulmuş olgu haline gelebilir. 2012'de ilk kez tahmin edildiğinden bu yana sadece beş yıl içinde kurgulanmış, onaylanmayan, yenilenen ve sonunda yaratılmış olan, yeni ve tuhaf bir madde hali olan 'zaman kristalleri' ile olup biten budur.

     Elmas ve kuvars gibi kristaller, uzaydaki yinelenen bir düzen içinde düzenlenmiş atomlardan yapılır. Bu yeni kristallerde atomlar da tekrar eden bir desen takip eder su sürede. Bu tuhaf özellik nedeniyle, zaman kristalleri bir gün kuantum hesaplama gibi devrimci teknolojilerde uygulamalar bulabilir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

GRAFİT NEDEN TANIDIK KÜBİK ELMAS YERİNE ALTIGEN ELMASA DÖNÜŞÜYOR?

GRAFİT NEDEN TANIDIK KÜBİK ELMAS YERİNE ALTIGEN ELMASA DÖNÜŞÜYOR

     Araştırmacılar nihayet bilim insanlarını yıllardır göz ardı eden bir soruyu yanıtladı: orta yüksek basınçlara maruz kaldığında, teorinin öngörüldüğü gibi, grafit neden tanıdık kübik elmas yerine altıgen elmasa (lonsdaleite olarak da bilinir) dönüşüyor?

     Cevap çoğunlukla bir hız meselesine ya da kimya açısından tepki kinetiğine indirgenir. Yepyeni bir simülasyon kullanan araştırmacılar, grafit-elmas geçişinde en düşük enerji yollarını belirledi ve altıgen elmasa geçişin kübik elmasa geçişten yaklaşık 40 kat daha hızlı olduğunu keşfetti. Kübik elmas oluşmaya başladığında bile, büyük miktarda altıgen elmasla karıştırılır.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

SİLİKON NANOPARTİKÜLLER SAYESİNDE GÜNEŞ ENERJİSİNİ TOPLAYABİLEN PENCERELER

SİLİKON NANOPARTİKÜLLER SAYESİNDE GÜNEŞ ENERJİSİNİ TOPLAYABİLEN PENCERELER

     Minnesota Üniversitesi ve Milano-Bicocca Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, yüksek teknoloji ürünü silikon nanopartiküller sayesinde güneş enerjisini verimli bir biçimde toplayabilen pencerelerin hayalini yaşatıyor. Araştırmacılar, verimli luminescent solar concentrators (LSC) dediği şeyin içine silikon nanoparçacıkları yerleştiren bir teknoloji geliştirdiler. Bu LSC'ler, verimli bir şekilde güneş enerjisi toplayabilen pencerelerin kilit unsurudur. Işık yüzeye düştüğünde, Işığın faydalı frekansları içeride sıkışmakta ve enerjiyi yakalamak için küçük güneş pillerinin yerleştirilebileceği kenarlara yoğunlaşmaktadır.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

KUANTUM HALİ, GERÇEKLİĞİ VEYA SADECE GERÇEKLİĞİMİZİ TEMSİL EDİYOR MU?

KUANTUM HALİ, GERÇEKLİĞİ VEYA SADECE GERÇEKLİĞİMİZİ TEMSİL EDİYOR

     Fizikçiler, kuantum teorisinin en eski ve en temel sorularından birine cevap vermeye biraz daha yaklaştılar: kuantum hali, gerçekliği veya sadece gerçekliğimizi temsil ediyor mu?

     Oxford Üniversitesi ve Warwick Üniversitesi'nde teorik bir fizikçi olan George C. Knee, Kuantum halinin, bir epistemik hal (bir bilgi durumu) değil, bir ontik hal (gerçeklik hali) olduğunu en güçlü kanıt sağlayabilecek en iyi deneyleri tasarlamak için bir algoritma yarattı. Fizikçiler, kuantum teorisinin ilk günlerinden beri kuantum halinin doğasından bahsederken (en ünlü Bohr, ontik yorumlamayı ve Einstein epistemik tartışmayı destekliyor) en modern kanıtlar, Kuantum hal gerçekten de gerçekliği temsil ediyor.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

VAKUMDAKİ SÜRTÜNME?

VAKUMDAKİ SÜRTÜNME

     Glasgow Üniversitesi'ndeki fizikçiler Matthias Sonnleitner, Nils Trautmann ve Stephen M. Barnett bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordu, ancak başlangıçta ne olduğundan emin değildi.

     Bu üç fizikçi, hesaplamaları yoluyla, vakum boyunca hareket eden bir atomun sürtünme benzeri bir kuvvetle karşılaştığını keşfettiklerinde, son derece şüphe uyandırdı. Sonuçlar, fizik kanunlarına aykırı görünüyordu: Vakum, tanımı gereği, tamamen boş alan ve içindeki nesneler üzerinde sürtünme uygulamaz. Dahası, eğer doğruysa sonuçlar, iki farklı referans çerçevesindeki gözlemcilerin, atomun farklı hızlarda hareket ettiğini gördüklerini ima edeceği için göreceliğin ilkesine ters düşerdi (Çoğu gözlemci sürtünmeden dolayı atomun yavaşlayarak ilerlemekte olduğunu görürdü, fakat atomla beraber hareket eden bir gözlemci ise bu şekilde görmez).

Devamını Okumak için Tıklayınız.

MİNYATÜRİZE EDİLMİŞ ROBOTLAR, ENZİMATİK REAKSİYON VEYA ULTRASON İLE BİYOLOJİK SIVILAR YOLUYLA İTİLEBİLİR

MİNYATÜRİZE EDİLMİŞ ROBOTLAR

     Nanorobotlar ve diğer mini araçlar, bir günlük kontrollü işlemlerde veya farmasötik ajanların vücuttaki istenen bir yere taşınmasında önemli hizmetleri gerçekleştirebilirler. Bununla birlikte, şu ana kadar bu tür mikro ve nanoyüzücüler, kan, sinoviyal sıvı veya göz küresi gibi biyolojik sıvılar vasıtasıyla doğru bir şekilde yönlendirmek zor olmuştur. Stuttgart'taki Max Planck Akıllı Sistemler Enstitüsündeki araştırmacılar şimdi küçük yüzen gövdeler için tahrik sistemleri oluşturmak için iki yeni yaklaşım sunuyor. Bir motor durumunda tahrik, ultrasonla salınmasına neden olan kabarcıklar tarafından üretilir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

KARBONDİOKSİT İLE ŞARJ EDİLEBİLİR PİL

karbondioksitle şarj edilebilen pil

     Araştırmacılar, fosil yakıtlı enerji santrallerinden çıkan çözünmüş karbondioksit içeren su bazlı bir solüsyon ile doldurulabilen bir akış hücresi olarak adlandırılan, şarj edilebilir pil geliştirdiler. Cihaz, CO2 emisyonları ve ortam havası arasındaki CO2 konsantrasyon farkından yararlanarak çalışır.

     Yeni akış hücresi, önceki benzer yöntemlerle elde edilen değerlerden yaklaşık 200 kat fazla olan 0.82 W / m2'lik bir ortalama güç yoğunluğu üretir. Sürecin büyük ölçekte ekonomik açıdan uygulanabilir olup olmayacağı henüz net olmasa da, erken sonuçlar umut verici görünmekte ve ileride yapılacak araştırmalarla daha da geliştirilebilmektedir.

     Pennsylvania Eyalet Üniversitesi'ndeki bilim adamları Taeyong Kim, Bruce E. Logan ve Christopher A. Gorski, Çevre Bilimi ve Teknoloji Mektupları dergisinde yeni CO2-elektriğe dönüşüm yöntemi üzerine araştırmalarını yayınladılar.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

FİZİKÇİLER, BELL'İN EŞİTSİZLİK TESTLERİNDE 600 IŞIK YILI ÖTEDEKİ YILDIZ IŞIĞI KULLANARAK “LOOPHOLES” ELE ALIYOR

loophole

     Kuantum dolaşıklık fiziksel kurgusallığımızdaki herhangi bir şeyden çok bilimkurguya yakın gibi görünebilir. Ancak atomları ve atom altı parçacıklarını dünyayı tanımlayan bir fizik dalı olan kuantum mekaniğinin yasalarına göre (Einstein'ın şüpheyle "uzak mesafedeki ürkütücü eylem" olarak gördüğü kuantum dolaşıklığı) aslında gerçektir.

     Evrenin karşı uçlarında, birkaç milyar ışık yılıyla ayrılmış iki toz parçası düşünün. Kuantum teorisi, onları birbirinden ayıran geniş mesafeden bağımsız olarak, bu iki parçanın birbirine dolanabileceğini öngörür. Yani, birinde yapılan herhangi bir ölçüm, partnerinde gelecekteki bir ölçümün sonucu hakkında anında bilgi verir. Bu durumda, çifti oluşturan her bir üyenin ölçümlerinin sonuçları yüksek oranda ilişkilendirilebilir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

GERÇEĞİNİ TIPA TIP TAKLİT EDEN ROBOTİK YARASA

robotik yarasa

     Bilim adamları ve mühendislerin uzun araştırma ve incelemeleri sonucunda, yarasaların sahip oldukları rakipsiz çeviklik ve manevra özellikleri, işlevsel açıdan çok yönlü dinamik kanat konfigürasyonları ile 40'dan fazla aktif ve pasif kanat hareketleriyle elde ettiğini belirlediler. Bununla birlikte, kanat esnekliği ve karmaşık kanat kinematiği robot modellemesi, tasarımı ve kontrolü için önemli teknolojik zorluklar oluşturmaktadır.

     İllinois Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, biyolojik yarasaların anahtar uçuş mekanizmalarını taklit edebilecek, yumuşak, mafsallı kanatlara sahip bir robot yarasa geliştirdiler.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

DÜNYANIN İLK METAL OLMAYAN ELEKTROMANYETİK META MALZEMESİ

metal olmayan elektromanyetik meta malzeme

     Duke Üniversitesi'ndeki elektrik mühendisleri dünyanın ilk elektromanyetik meta malzemesini metal olmadan üretti. Cihazın ısınmadan elektromanyetik enerjiyi emme yeteneği, görüntüleme, algılama ve aydınlatma için doğrudan uygulamalara sahiptir.

     Meta malzemeler, doğada bulunmayan özellikleri birlikte üreten birçok bireysel, mühendislik özellikli sentetik malzemelerdir. Binlerce küçük elektrik hücresinden yapılmış düz bir yüzeyden geçen bir elektromanyetik dalganın olduğunu hayal edin. Araştırmacılar, dalgayı spesifik bir şekilde manipüle etmek için her hücrenin ayarını yapabilirse, dalganın bir bütün olarak nasıl davrandığını dikte edebilirler.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

FOTONİK KUANTUM AĞINA DOĞRU İLK ADIM

fotonik kuantum ağı

     foton temelli kuantum teknolojisi (fotonlar) kuantum fotonik olarak adlandırılırken, elektron temelli kuantum teorisine de elektronik olarak adlandırılır. Fotonlar (ışık parçacıkları) ve elektronlar kuantum seviyesinde farklı davrandıkları biliniyor. Kuantum varlığı, mikroskobik dünyadaki en küçük birimdir. Örneğin, fotonlar ışığın temel unsurudur ve elektrik akımının temel unsuru da elektronlarıdır. Elektronlar fermiyonlar olarak adlandırılır ve bir anda bir elektron geçerli olacak şekilde kolayca izole edilebilir. Buna karşılık fotonlar, birlikte guruplanmayı tercih eden bosonlardır. Ancak, fotonik temelli kuantum iletişimi için bilgi tek bir fotonda kodlandığından, bunları birer birer yaymak ve göndermek gerekir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

3-BOYUTLU GRAFEN ÇELİKTEN 10 KAT SAĞLAM, ANCAK DAHA HAFİF

grafen

     MIT'deki (Massachusetts Institute of Technology) bir araştırmacı ekibi, iki boyutlu karbon formlu grafenlerin pullarını sıkıştırarak ve eriterek, bilinen en güçlü hafif malzemelerden birini tasarladı. Sadece yüzde 5 yoğunluğa sahip sünger benzeri bir konfigürasyon olan yeni malzeme, çelikten 10 kat daha fazla bir mukavemete sahip.

     İki boyutlu biçiminde ki, Grafen bilinen tüm malzemelerin en güçlüsü olduğu düşünülmektedir. Yeni bulgular, yeni 3-D formlarının, benzeri geometrik konfigürasyonlarla, materyalin kendisinden çok daha fazla olması, benzer güçlü ve hafif materyallerin, benzer geometrik özellikler oluşturarak çeşitli materyallerden yapılabileceğini önermektedir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

ORTAMDA KULLANILMAYAN MEKANİK ENERJİNİN ÖLÇEKLENEBİLİR ENERJİ HASADI

mekanik enerji hasadı

     Enerji toplama konusundaki yeni bir kavram, karakteristik düşük frekansına bağlı olarak günümüzde çoğunlukla harcanan enerjiyi yakalayabilir ve onu yeni nesil elektronik cihazlara güç sağlamak için kullanabilir. Elektronik devi Samsung tarafından finanse edilen bir projede, Penn State materyali bilim adamları ve elektrik mühendislerinden oluşan bir ekip, rüzgar, okyanus dalgaları ve insan hareketi dahil, kullanılmayan mekanik enerjinin ölçeklenebilir enerji hasatında yeni bir yöne işaret eden esnek organik iyonik diyotlara dayanan mekanik bir enerji dönüştürücü tasarladı.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

KUANTUM BİLGİSAYARLARIN QUBİT ÖMRÜNÜ ARTIRMAK

KUANTUM BİLGİSAYARLARIN QUBİT ÖMRÜNÜ ARTIRMAK

     Uluslararası bir bilim adamları ekibi, süper iletken kuantum devrelerinin ömrünü daha da iyileştirmeyi başardı. Yüksek performanslı kuantum bilgisayarların gerçekleştirilmesi için önemli bir ön şart, depolanan verilerin mümkün olduğu kadar bozulmadan kalmasıdır. Jülich fizikçi Dr. Gianluıdı Catelani'nin de aralarında bulunduğu araştırmacılar, eşleşmeyen elektronları devrelerden uzaklaştıran bir tekniği geliştirdiler ve test ettiler. Bunların, qubit ömrünü kısalttığı bilinmektedir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

YENİ ULTRASON TEKNİĞİ

YENİ ULTRASON TEKNİĞİ

     Nottingham Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, kök hücre nakillerinde ve kanser teşhisinde potansiyel bir uygulama olan canlı hücrelerin içini görmek için ışık yerine daha fazla ses kullanan bir ara geçiş tekniği geliştirdiler.

     Yeni nanoküre ultrason tekniği, optik dalga boylarından daha kısa bir ses kullanıyor ve bu teknik 2014 Nobel Kimya Ödülünü kazanan optik süper-çözünürlük tekniklerine rakip olabilir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

DAHA GÜVENLİ VE EKONOMİK NÜKLEER REAKTÖRLER İÇİN NANOSERAMİK MALZEME

nükleer santrallerde nanoseramik madde

     Uluslararası bir araştırmacı ekibi, radyasyonun sert etkilerine dayanamayacak kadar radyasyon altında daha sert olan nanoseramik bir materyal üretti.

     Bu sayede yeni nesil nükleer sistemler daha önce hiç olmadığı kadar yüksek sıcaklıklarda ve radyasyon alanlarında çalışacak ve enerji daha verimli ve ekonomik bir şekilde üretilecektir.

     Geleneksel olarak, su fisyon reaksiyonlarından salınan ısıyı emen reaktörlerde birincil soğutma sıvısı olarak kullanılmıştır. Su, malzemelere korozyon hasarı riski daha az olmasına rağmen, su soğutmalı reaktörlerin çalışabileceği sıcaklığı sınırlar ve ileri reaktörlerde sıcaklıklarını artırmak, enerji üretimini artırmanın en iyi yoludur.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

DÜNYANIN EN KÜÇÜK BÜYÜTEÇİ, ATOMLAR ARASINDAKİ KİMYASAL BAĞLARI GÖRMEYİ MÜMKÜN KILIYOR.

DÜNYANIN EN KÜÇÜK BÜYÜTEÇİ

     Bilim adamları, yüzyıllar boyunca ışığın, tüm dalgalar gibi, dalga boyundan daha küçük milyonda bir metrenin altına odaklanamayacağına inanıyordu. Cambridge Üniversitesi liderliğindeki araştırmacılar, ışığı milyarlarca kez daha sıkı bir şekilde tek atom ölçeğine çeviren dünyanın en küçük büyütecini yaptılar.

     İspanya'daki meslektaşları ile işbirliği içinde ekip, dünyanın en küçük optik boşluğunu oluşturmak için çok iletken altın nanopartikülleri kullandılar, o kadar küçük ki içinde tek bir molekül yer alabilir. Araştırmacılar tarafından pico-cavity (pico-boşluk)' olarak adlandırılan boşluk, altın nano yapıdaki tek bir atom boyutundaki yumaktan oluşur ve ışığı metrenin milyarda birinin altına kadar sınırlar. Science dergisinde çıkan sonuçlar, ışığın ve maddenin etkileşimini incelemek için yeni yollar açıyor, Boşluktaki moleküllerin yeni tür kimyasal reaksiyonlara maruz kalma ihtimalini de içeren tamamen yeni tür sensörlerin gelişimini sağlayabilir.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

BÜYÜK PATLAMA HİÇ OLMADI MI?

big bang

     Evren, Einstein'ın genel izafiyet teorisini tamamlamak için kuantum düzeltme terimleri uygulayan yeni bir modele göre, sonsuza dek var olmuş olabilir. Model aynı zamanda bir kerede karanlık madde ve karanlık enerji için de çözüm olacak. Genel görelilik kuramına göre evrenin tahmini olarak kabul edilen yaşı, 13. 8 milyar yıl. Başlangıçta tek bir sonsuz yoğun nokta, olarak düşünülmekteydi. Sonra bu nokta, 'Big Bang' (büyük Patlama) ile genişlemeye başladı.

     Bazı bilim adamları big bang’in ve evrenin tekilliği ile ilgili genel görelilik kuramının ortaya koyduğu matematiksel çözümünü sorunlu olarak görmektedirler. Çünkü matematik sadece tekillikten hemen sonra neler olduğunu açıklayabilir, öncesini açıklayamaz. “Görünen o ki Fizik kanunları bu durumda sorun vermekte, çünkü Big Bang tekilliği genel görelilik kuramının en ciddi sorundur.” Dedi Benha Üniversitesi'nden Ahmed Farag Ali

Devamını Okumak için Tıklayınız.

SICAK TUTAN DALGIÇ GİYİSİSİ

ısı kaybını en aza indiren dalgış giyisisi

     Bilindiği gibi, denizayısı ve balinalar kalın yağ tabakaları sayesinde soğuğa karşı direnç gösterebilmekte ancak suda yaşayan kunduz ve su samuru bu kalın yağ tabakasından mahrum olmasına karşın, dalış sırasında tüylerinin arasına hapsettiği hava sayesinde ısı yalıtımı sağlamaktalar.
     MIT (Massachusetts Institute of Technology) mühendisleri Kunduz ve Su Samuru nun tüyleri arasına sıkıştırdığı hava tekniğinin benzerini kullanarak sürekli su içinde bulunan sörfçülerin, dalgıçların ısı kaybını en aza indiren dalgıç giysisi ürettiler. (Sonuçlar Physical Review Fluids bilimsel dergide yayınlandı.)

Devamını Okumak için Tıklayınız.

GÖRÜNTÜLEMEDE GÜRÜLTÜ (PARAZİT) AZALTICI YENİ YÖNTEM

görüntülemede parazit azaltıcı yeni gelişmeler

     Eğer sisli havada arabayla giderken sis farlarını açarsanız, sislerin arasında parlamalar görürsünüz. Bu parlamalar önümüzü daha zor görmemize neden olur. İlgi uyandıran araştırmada, iki bilimsel ekip, parazit önleyici kulaklıklar kullanılarak sesteki gürültüleri azaltan benzer yöntemlere görüntülemelerdeki parazitleri azaltmak için yenilikçi yöntemler geliştirdiler.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

KANSER TEDAVİSİNDE BİR ADIM DAHA

kanser tedavisinde bir adım daha

     Connecticut üniversitesi araştırma ekibi kan plazmasında bulunan partiküllerin kanımızda nasıl davrandıkları hakkında yeni bilgiler ortaya koydu ki bu, farmatik (ilaç hazırlayan bilim insanları) bilim adamlarının daha etkili kanser ilaçları geliştirmelerine yardımcı olabilecek önemli gelişmelerdir.
     Akan kan damarlarının etrafını saran çoğu tümör bölgeleri için güvenilir kanser ilaçlarına erişmek tedavinin kritik unsurlarından biridir. Madde yapısı yüzeyselken, moleküler etkileşimler ve diğer faktörler ilaç taşıyıcı partiküllerin tümöre ulaşmasında rol oynar, tedavi edici ilaçlar istenilen bölgeye ulaşmazsa pek bir işe yaramaz.
     Connecticut üniversitesinden (UCONN) proje yürütücüsü Dr. Anson MA “Kanda bulunan belli başlı partiküllerin nasıl davrandığını ölçmek izlemek ve gözlemlemek için mikro akışkan kanal cihazı kullanıldı. “

Devamını Okumak için Tıklayınız.

ÖRÜMCEK AĞLARI ESİNLENEREK SES(TİTREŞİM) GEÇİRMEZ METAMALZEME

örümcek ağ ilham alınarak titreşimleri azaltmak

     Örümcek ipeği hafif ve bazı durumlarda aynı kalınlıktaki çelikten daha sağlam olduğu bilinmektedir. Bu özelliklerinden dolayı, araştırmacılar, dayanıklı ve hafif giysiler, kurşungeçirmez yelek ve paraşüt gibi potansiyel uygulamalar için örümcek ipeğinden esinlenen malzeme geliştirilmiştir.
     Ancak şu ana kadar örümcek ağlarının akustiği ile ilgili bir araştırma yapılmamıştı. İtalya, Fransa ve İngiltere’den oluşan bir çalışma gurubu, Nephila adlı örümcek türünün dokuduğu ağın mimarisini kullanarak, akustik malzeme elde etiler.
     Son yıllarda dalga zayıflatma ve manipülasyon (yönlendirme, etkileme) için en verimli yapılandırmaları bulmak için meta malzemeler ( satılmak amacıyla üretilen, alınır satılır mal / ticari mal ) alanında bir çok çalışma bulunmaktadır. İtalya’daki Torino Üniversitesinden Fizikçi Federico Bosia “ Örümcek ipeğinden radyal ve çembersel olarak dokunmuş ağ mimarisinin, hafif olması yanında geniş frekans aralıklarında titreşimleri zayıflatıcı ve titreşimleri emebilen özelliğe sahip olduğunu bulduk“ dedi.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

SES TİTREŞİMLERİ KULLANILARAK KÜÇÜK NESNELERİ HAREKET ETTİRMEK

ses titreşimleri kullanarak nesnelerin hareketi

     Aalto Üniversitesi araştırmacıları, bir plaka üzerinde aynı anda ve birbirinden bağımsız birden çok nesneyi ses titreşimlerini (melodiler) kullanarak istenilen konuma hareketini sağladılar. 1878 yılında ses dalgalarının babası olarak bilinen Ernst Chladni titreşimli plaka üzerinde kum taneciklerinin hareketini gözlemlemiştir. Chladni ses titreşimlerini kullanarak plaka üzerindeki kum taneciklerinin oluşturduğu desendeki düğüm hatları, hakim olan görüşe göre; kum taneciklerinin hareketinin rastgele olduğuydu. Ancak yapılan bu çalışmayla nesnelerin hareketinin tahmin edilebilir olduğu ortaya konulmuştur. Yapılan çalışmada bir plaka üzerinde

Devamını Okumak için Tıklayınız.

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ X-IŞINI İLE MOLEKÜLLERE BİR 'BALYOZ.'

XFAL

     20 den fazla bilim adamından oluşan uluslararası bir araştırma takımı, yeni bir tür kristal kullanarak tesadüfen güneşten 10 milyar kat daha parlak ışık keşfettiler. Onların buluşları 100 yıldan fazladır kristaller biliminde düşünülüp kabul edilen ne kadar bilgi varsa alt üs etmiştir. Araştırma takımı AB Stanford Üniversitesinde dünyanın ilk XFEL(X-ışını serbest elektron lazer)’inden ışığı yoğun bir şekilde yaymak için Buckminsterfullerene ve ya Buckyballs olarak bilinen kristallerini sergiledi. Bukminsterfuleren (ya da Bucky-ball) küre şeklinde, futbol topuna benzeyen yapıda kimyasal formülü C60 olan bir kristal türü)XFEL den elde edilen ışık Avustralya Synchrotron ışıklarına kıyasla bile 1 milyar kez, diğer tüm X-Ray malzemelerden daha parlaktır. Çünkü diğer X-Ray kaynakları enerjilerini XFEL den çok daha yavaş dağıtmaktadır. Önceki tüm gözlemler, X-Ray’lerin kristalleri tesadüfi olarak erittiğini ya da zarar verdiğini bulmuştu. Bilim insanları önceden XFEL’inde aynısını yapacağını sanmıştı, fakat XFEL in Bucky-ball kristali deneylerinin sonucu hiç de bilim insanlarının umduğu gibi değildi.

Devamını Okumak için Tıklayınız.

.
.